22 Haziran 2015 Pazartesi

Eski Türklerde Astroloji ve burçlar



1. Toruk (21-31 Mart)
İdare sahibi, gururlu, lider, işini hayatı gibi sever, yönetici.
2. Hımmıy (1-10 Nisan)
İyimser, idealist, romantik, yaratıcı, hayallerinin gerçekleşmesi için ömür boyu çalışır.
3. Huttus (11-20 Nisan)
Hassas, mantıklı, dürüst, şerefli, adaletli, yönetici, kıskanç, önde olmayı seven.
4. Hunta (21-30 Nisan)
İnatçı, duygusal, kırgın, yaratıcı. İyimserlik ve karamsarlık aynı anda gözlenir.
5. Çolpancı (1-10 Mayıs)
Duygu tutsağı, önsezi yeteneği olan, dayanıklı, çocuk ruhlu, sadık, temiz kalpli.
6. Kölköl (11-21 Mayıs)
Enerji dolu, devamlı bilgi isteyen, aşkta şahane, önder, kahraman.
7. Çamay (22-31 Mayıs)
Fantezisi zengin, temiz ahlaklı, idealist, söz, yazı ve fikirde önder, çok taraflı, yetenekli.
8. Küylü (1-10 Haziran)
Düzeni sever, gururlu, kaderci, planlı, ağzı sıkı, yalanı ve ihaneti kabul etmez.
9. Kuşmuş (11-21 Haziran)
Mantıklı, parlak, iyimser, gösterişçi, eleştirel, kaderci, mistik konulara meraklı, sanat ve edebiyata ilgi duyar.
10. Sezgek (22-30 Haziran)
Mızmız, tatlı dilli, içine kapanık, inatçı, intikamcı, yetenekli, önsezisi kuvvetli, yaratıcı.
11. Kuşdüger (1-11 Temmuz)
Duygularını mantıktan önde tutan, çocuk ruhlu, dengesiz, tembel, kararsız, karamsar, yetenekli.
12. Gondaray (12-22 Temmuz)
Hayalci, hafızası kuvvetli, geçmişe özlem duyan, his dünyası zengin, dürüst, müziği ve siyaseti seven
13. Ötgür (23-31 Temmuz)
Gururlu, zeki, maddi problemleri büyüten, çekici.
14. Küsümmü (1-12 Ağustos)
İyi arkadaş, dedikoducu, önder, bir numara olmayı seven, maceracı.
15. Künlü (13-23 Ağustos)
Duygusal, hassas, gururlu, maceracı.
16. Sınçıma (24 Ağustos-1 Eylül)
Ekonomi, sanat ve edebiyata yetenekli, dürüst, insancıl, yaratıcı, otoriter.
17. Atçak (2-13 Eylül)
Fiziği düzgün, iyimser, depresyona yatkın, iradeli, şanslı, gururlu, hassas, gelenekçi.
18. Kıllı (14-23 Eylül)
Otoriter, gururlu, sabit fikirli, sert, zeki, duygusal, aşk hayatında utangaç, çekingen, yazarlığa yatkın.
19. Canakkı (24 Eylül-3 Ekim)
Nazik, hassas, sorumluluk ve vicdan sahibi, dürüst, kompleksli, gösterişçi, hayalci, dekoratörlüğe ve dikişe meraklı.
20. Ban (4-12 Ekim)
Duygusal, düzenli, enerji, kaderci, hümanist.
21. Cemiş (13-23 Ekim)
İyimser, dürüst, ahlaklı, mantıklı, eleştirel, altıncı hissi kuvvetli, şanslı, önder, filozof.
22. Batık (24 Ekim-1 Kasım)
Özgürlüğüne düşkün, diktatör, muammalı ruhlu, iki kutuplu, cesur, gaddar, mükemmel arkadaş, çekici, önder.
23. Hırtlı (2-12 Kasım)
Kararlı, gururlu, savaşçı, spora ve sanata düşkün.
24. Tutamış (13-22 Kasım)
Muhafazakar, fedakar, idealist, çapkın, çift karakterli, pragmatik.
25. Uslu (23 Kasım-2 Aralık)
Objektif, ilime meraklı, dengeli, hoşgörülü.
26. Kutas (3-12 Aralık)
Yetenekli, dengesiz, mistik, düşüncesiz, kararlı, anlaşılmaz, nazik, hassas, gururlu, kıskanç.
27. Tusanak (13-21 Aralık)
Güçlü karakterli, endişeli, şüpheli, şanslı, emir vermeyi seven, hareketli, tutumlu, gaddar.
28. Tutar (22 Aralık-1 Ocak)
İradeli, çalışkan, kahraman. Arkadaşı az olur, zaman zaman yersiz küser, hayatının son kısmında rahat eder.
29. Beçel (2-12 Ocak)
Kırgın, kızgın, ısrarlı, öfkeli, intikamcı, karamsar.
30. Pırsıuay (13-20 Ocak)
Mantıklı, eleştirel, tartışmayı seven, duygusal, sadık, özgür düşünceli, gururlu. Uzun yaşar.
31. Balauz (21 Ocak-1 Şubat)
Gaddar, deha, önder, müzik ve dansa yetenekli.
32. Cantay (2-10 Şubat)
Titiz, realist, estetiğe meraklı, astronomiye ilgili, yenilikleri sever, kimi zaman hareketli, kimi zaman rahatına düşkündür.
33. Ergür (11-18 Şubat)
Duygusal, hayalci, önder, ufku açık, mistik konulara meraklı, karamsar, yaratıcı.
34. Sönegey (18-28 (29) Şubat)
Şair, sanatçı, dengesiz, çekici, kararsız, aşk hayatı hareketli, kurnaz, nazik, duygusal.
35. Cannan (1-9 Mart)
İyi yürekli, baskıcı, tatlı dilli, zarif, idealist, otoriter, hüzünlü, hayalci.
36. Şatık (10-20 Mart)
Huzursuz, gururlu, sanatçı, özgür, depresyona ve sinir hastalıklarına yatkın.


ASYA TÜRK TÖRESİ



          Eski Türkler’de “töre” daha çok devletin kuruluş düzeni ve işleyişi ile ilgili kuralları ifade etmekte ise de, Türkler aile yaşantısı açısından da bu kavramı kullanmışlardır. Bu manada töre “görenek” demektir. Çalışmamızda “töre” kavramı “Devlet Töresi” anlamında ele alınmıştır.
          Türk Töresi, Kağan da dahil olmak üzere tüm toplumca mutlak suretle uyulması gereken hukuk kuralları toplamıdır. Töreye atfedilen önem o kadar büyüktür ki, etkin hukuk kurallarının konulması ve bunlara eşitlik ve adalet ilkeleri çerçevesinde riayet edilmesi hem kağanın iktidarının, hem de devletin sürekliliği için en önemli koşullar arasında gösterilmiştir.Bu sebeple de, kaynaklarda törenin çok önemli olduğu, hatta devletten bile önde geldiği, töresini kaybetmiş bir ulusun yok olmuş sayılacağı hatırlatılarak, kağanlardan her zaman töreye uygun davranmaları istenmiştir. Kağanlar da bunu çok önemli bir görev sayıp, kendilerini her zaman halka karşı sorumlu hissetmişler ve icraatlarıyla ilgili olarak topluma adeta hesap verici açıklamalarda bulunmuşlardır.Töreye uygun davranmayan veya yönetimde başarı sağlayamayan kağanların görevlerine devam edemedikleri görülmektedir.
          Eski Orta-Asya Türk Hukuku’nda törenin kaynağı her şeyden önce kağanlardır. Bundan başka, kurultaylarda alınan kararlar da törenin bir parçasını oluştururlar. Toplum içinde, kendiliğinden ve yavaş yavaş ortaya çıkan gelenek görenek kuralları (Yosun) ise, törenin bir başka kaynağı olarak kabul edilmektedir. Ancak Yosun’un töre haline gelebilmesi için, kurucu kağanın iradesi şarttır. Kağan, iradesiyle kabul ettiği bu kurallara kendi emirlerini ve varsa kurultayca alınan kararları da katarak toplumun hukuk düzenini oluşturur. Şu durumda kağanın törenin oluşmasındaki merkezî konumu oldukça dikkat çekicidir.Eski Türk toplumunda töreye atfedilen büyük önem sadece Orta – Asya ile sınırlı kalmamış, çağlar boyu kurulan tüm Türk devletleri için de geçerli olmuştur.


Yrd. Doç. Dr. Aybars PAMİR
ORTA -ASYA TÜRK HUKUKUNDA “TÖRE” KAVRAMI

OĞUZ TÖRESİ



          İslamiyetten önceki Oğuz Töresi gereğince saltanat hakkına haiz olabilmek için iki taraflı asalet şarttır. Yani hem ana tarafından, hem baba tarafından asil olmak lazımdır. Bugünkü Avrupa da hala uyulan bu eski şart bilhassa Osmanlı devrinden itibaren bozulmuş ve bu son hanedan üyeleri hep muhtelif ırklara mensup cariyelerden türemiş olduğu için, Osmanlı sülalesi baba tarafından padişah ve ana tarafından da halayık nesli haline gelmiştir.
          Osmanlı dönemi ayaklanmalarda, tahttan indirilen padişahların halk tarafından hep “Cariye dölü” diye tahkir edilmeleri işte bundandır. Oğuz töresindeki iki taraflı asalet şartının yanında birde milliyet şartı vardır. Türk Hakanı olabilmek için hem anadan, hem babadan Türk olmak lazımdır…
          Aynı vaziyet ve adet, İslamiyetten sonraki Türk Hanedanlarında da aynen geçerli idi. Örnek olarak İran ve Irak Selçukluları genellikle Karahanlılar, Gazneliler, Danişmendler, Artuklar gibi Türk Hanedanlarından kız alıp vermişlerdi. Oğuz Töresinden intikal eden bu zihniyet, ilk Anadolu Türk Hanedanlarında da milli bir kanun şeklindeydi. Onun için Anadolu’nun bu ilk Hanedanları hep birbirlerinden kız alıp verirler ve bu sayede asaletleriyle beraber milliyetlerini de muhafaza etmiş olurlardı.
          Türk kanını yabancı soylara karşı koruyan bu Oğuz Töresi, yalnız saltanat hanedanları arasında değil, onların beyleri ve komutanları arasında da uygulanıyordu…
          Türk Kanına yabancı kanlarının fazla karışması, beynelminel bir zihniyete tabi olan Osmanlı devrinde olmuştur.
Kaynak: İsmail Hami Denişmend, Tarihi Hakikatler, cilt:2, sayfa:147-150

20 Haziran 2015 Cumartesi

Hüseyin Nihâl ATSIZ- şiir


Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset.
Sen bütün varlığına yurdumuzun malısın.
Sen bir insan değilsin; ne kemiksin, ne de et;
Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın.

Izdırap çek, inleme…Ses çıkarmadan aşın.
Bir damlacık aksa da, bir acizdir göz yaşın;
Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın
Tek başına dileğe doğru at salmalısın.

Ezilmekten çekinme…
Gerilmekten sakın!
İradenle olmalı bütün uzaklar yakın,
Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın,
Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.

Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!
Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?
Mefkuresinden başka her varlığı unutan
Kahramanlar gibi sen, ebedi kalmalısın…
Hüseyin Nihâl ATSIZ

TÜRK BUDUNU








Orta Asya'nın, En Köklü Budunu: TÜRK BUDUNU 
Acun Savaşmayı TÜRK‘ten Öğrendi.
Acun, Savaşcıyı TÜRK'ten  Öğrendi.
Acun, Cesareti TÜRK’ten  Öğrendi.
Acun, Sadakati TÜRK'ten  Öğrendi.
TÜRK SAVAŞÇILARI
1- Başıbozuklar (Osmanlı İmparatorluğu)
2- Kıpçak süvarisi   3- Safevi Süvarisi
4- Selçuklu Askeri
5- Peçenek Askeri      6 -I.Dünya Savaşında Osmanlı askeri
7- Yeniçeri (Osmanlı İmparatorluğu
8- Kırgız Askeri
9-Hazar Askeri

TANRI DAĞI HAKKINDA

          Eski Türk kültüründe büyük bir dağa sahip olmayan medeniyetlerin yok olacağı inancı hâkimdi. Asya’nın geniş alanlarına dağılmış Türk budunları efsaneleştirdiği Tanrı dağı.
          Tanrı dağı denince aklımıza ilk gelen şey Doğu Türkistan olsa gerek, kan gözyaşı ve zulmün ana vatanı Doğu Türkistan. Elbette Türkistan denince de aklımıza TURAN geliyor. Oysa Türk yurdu sadece Türkistan’dan oluşmaz.  Büyük okyanustan Avrupa içlerine, kuzeyde Sibirya, güneyde Hindistan’ında içinde bulunduğu büyük bir coğrafyadır Türk yurdu. Ve elbette bu yurdun simgesidir Tanrı Dağı. Şiirlerimize, türkülerimize, marşlarımıza taşıdığımız ve hiç görmediğimiz halde içimizi burkan bir güzelliktir Tanrı Dağı. Tanrı Dağı Kızıl Elma’ya yapılan kutlu yolculuğun başlangıç noktasıdır. Tanrı Dağı zaman zaman bozulan Türk birliğinin yeniden toparlanmak için seçtiği bir baba otağıdır. Karlı zirvelerine bakıp özgürlüğü yüreğimizde hissettiğimiz, yamaçlarında hayvanlarımızı otlattığımız, etrafı çöllerle kaplı Türk yurdunun yaşam kaynağıdır bir bakıma. Bağrından çıkan buz gibi sularıyla hayat verir ovalara, vadilere, tabiat ve insanlığa.
          Türk milliyetçiliğinin mihenk taşı olmasının ve Türk’ler için kutsal sayılmasının elbette sebepleri var.  Adem peygamber (A.S) ilk insandı. Cennetten ayrılıp ta dünyaya geldikten sonra peygamber olarak bin yıl yaşadı. Kendi neslinden kırk bin insanı gördü. Öldüğünde yerine Şit (A.S)  peygamber oldu. Dokuz yüz on iki yıl sonra yerini Anuş’a, oda yerini Mehlail’e bıraktı. Nüfusları çoğaldı ve Babil ülkesi üzerinde Süsşehrini kurdular. Sonrasın da Hak Teâlâ İdris (A.S.) ‘ı peygamber yaptı. İdris (A.S.) zamanında insanlar Rab’lerini unutup farklı inançlara girmeye başladı. Seksen iki yıl peygamberliğinden sonra cennete göçerken yerine Matoşallah’ı bıraktı. Metoşallah’tan sonra ise Nuh (A.S.) iki yüz elli yaşında peygamber oldu. Yedi yüzyıl halkını imana davet et de halkından seksen kişi dışında kendisine inanan olmadığı için bir Rabbinden; kendine ve hak dine inanmayanları cezalandırması için duada bulundu. Allah Teâlâ duasını kabul etti.
          Cebrail yeryüzüne inerek büyük bir gemi yapmasını ve her canlıdan birer çift alarak kendine inananlar ile birlikte gemiye binmesini emretti.
          Gemi tamamlanıp ta her canlıdan birer çift gemiye konulduğunda gökten ve yerden sular fışkırmaya başladı. Tüm canlılar ve kâinat sular altında kalmıştı. Allah kendine isyan edenleri böylece cezalandırıyordu.
          Tufan tam olarak altı ay on gün sürdü. Sonunda sular çekilmeye başladığında Nuhun gemisi Cudi dağı üzerinde karaya oturdu.
          Ortadoğu yeniden insanlığın başlangıç noktası olmuştu. Gemide bulunan seksen kişi hastalık yüzünden ölmüş ve geriye sadece Nuh peygamber ile karısı ve Nuh’un üç oğlu Ham Sam ve Yafes ile karıları hayatta kalmıştı. Nuh (A.S) peygamber, Ham ‘ı Hindistan bölgesine, Sam’ı İran tarafına, Yafes’i ise doğuya gönderdi. Yafes ve oğulları Türk yurdu olarak bilinen coğrafyada uzun süre bir yurt kurmak için dolaşıp durdular. En sonunda Tanrı Dağı’nın ortasında dünyanın en güzel manzaralarının bulunduğu Issık gölünün olduğu yeri yurt bellediler. Yasef’in oğullarından en küçüğü henüz adını almamıştı. Onun için uygun bir isim düşünürken Gök tanrı meleğini göndererek oğlunun adını Türk koymasını bildirdi.
          Bunun üzerine adı Türk oldu ve TÜRK adı Gök tanrı tarafından kendi askeri olarak büyümesi ve dinini yayması için bu kavme isim olarak verildi. (Burada Gök tanrı ismi Allahu Teâlâ için kullanılmıştır. Nuh peygamberin altı oğlundan diğer bir rivayete göre dört oğlundan üçü mümin idi ve inançlarını yaşardı bunlardan biride Yafes’tir. ) Yafes bir ırmaktan geçerken boğularak ölünce onun yerine ailenin en küçüğü ama en akıllı ve güçlüsü olan Türk geçti. Türk’ün sülalesi büyüdü ve genişledi, Issık gölü ve Tanrı (Tengri) Dağına sığmaz olunca Türk yurdu olarak bilinen alana dağıldılar. Her biri kendi boyunu ve milletini oluşturdu. İşte Türk ırkının oluşumu kısaca böyledir.
          O yüzdendir ki Tanrı dağı bir ırkın doğup büyüdüğü ve dünyaya hakim olduğu yerdir. Türkler için kutsiyeti buradan gelir. Buraya kadar anlatılanların bir masal olduğunu zannedenlere bu konu ile ilgili bir çok kaynak göstermek mümkündür.
          Deguignes'e göre Yafes'in sekiz oğlundan en büyüğü Türk ismine sahipti. Hammer tarihinde "şecerenin ilki olan Türk... Her halde Heredot'un eserindeki Targitaos ve Mukaddes Kitap (Tevrat)’taki Taghrama'dır"
          Yaşar Kalafat'a göre Türklük, ismini işte bu Türk Ata'dan almıştır. Türk Ata, Hz. Adem'in torunlarından olan Hazer'in oğlu Yafes'ten türemiştir. Türk Ata, ilahi tebligat yapılan tebligatçılar hiyerarşisinde yer almaktadır.
          Rehber Ansiklopedisi'nde Yafes hakkındaşöyle bahsedilmektedir: Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes mümin idi. Evladı çoğalınca, onlara reîs olmuştu. Hepsi, dedelerinin gösterdiği gibi Allahü teâlâya ibâdet ediyordu. Yâfes, nehirden geçerken boğulunca, Türk ismindeki küçük oğlu, babasının yerini tuttu. Gittikçe artan nesli Türk adıyla anıldı.
          Gazi Mustafa Kemal AtatürkTürk tarih tezini savunurken şunları söyler: "Efendiler bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında da bir derinliği vardır. Efendiler bu derinliği isterseniz ölçelim: Birinci ölçek tarih öncesi devirlere ilişkin ölçektir. Bu ölçeğe göre Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yafes'in oğlu olan kişidir. Tarih döneminin belge tedarikinde pek hoşgörülü olan ilk evrelerine biz de hoşgörü gösterelim, fakat en açık ve kesin ve en maddi tarih kalıntılarına dayanarak söyleyebiliriz ki Türkler, on beş yüzyıl önce Asya'nın göbeğinde muazzam devletler kurmuştur ve insanlığın her türlü yeteneği onda ortaya çıkmıştır."
          Vâni Mehmed Efendi, "Araisü'l-Kurân" adlı eserinin birinci bölümünde şöyle der: "Türklerin Benî İshâk‘tan kabul edilmesine gelince; buradaki İshâk'ın, İshâk Peygamber olduğu açıktır. Bil ki, ben Türk tarihlerinde, Oğuz Han'ın Yafes'in neslinden olduğunu gördüm. Türkler'in tamamı O'nun neslindendir. Oğuz Han, Hz.İbrahim‘le çağdaş idi. Hatta Türkler, O'nun İbrahim'e iman ettiğini ve İshak'ın kızıyla evlendiğini de iddia ederler ve Türkler, Kurân-ı Kerîm'de zikredilen Zülkarneyn ile kastedilen, Oğuz Han'dır derlerdi

          Arap tarihçisi el-Mesudi'ye (X. yy.) göre, Türkler, Nuh Peygamber'in üç oğlundan biri olan Yafes (diğerleri Ham ve Sam)'in soyundan iniyordu. "Tac-üt Tevârih" yazarı Hoca Sadettin Efendi dâhil bütün Osmanlı vak'anüvis (resmî devlet tarihçi)leri bu görüşü aynen benimsemiştir.
          Joseph Deguignes de "Büyük Türk Tarihi" adlı kitabında, Türklerin atası olarak Nuh Peygamberin oğlu Yafes'i zikretmekte, hatta Yafes'in oğullarından birinin adının Türk olduğunu, Hazar, Türkistan ve Volga ırmağı çevresinde yaşadığını ifade etmektedir. Bunları çoğaltmakta mümkündür Şöyleki;
          Ebülgazi Bahadır Han'ın “Şecere-i Terakime”sinde, Reşideddin'in "Cami'üt-Tevarih"inde, Oğuz Kağan Destanınında, "Tarih-i Enbiya" ve "Hükem"de, Ebülgazi Bahadır Han'ın “Şecere-i Terakime”sinde, Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat'ta,  Kırgızistanlı öğretim üyesi Prof. Dr. Ömürkul Yasayev'in tüm dünyada kabul gören makalelerinde ve Türkmenistan devlet başkanı Saparmurat Türkmenbaşı'nın "Ruhnâme" adlı eserinde bu konu detaylı olarak anlatılmıştır.
          İşte böylesine gerçekçi yaklaşım ile Gök Tengri’nin adını Türk koyduğu ve Yeryüzündeki askerleri olarak iltifat ettiği kavmin doğduğu geliştiği yerdir Tanrı (Tengri) dağı. Altın olmadığı ispatlanmasına rağmen saygı ve sahiplenme duygusu ile Altın dağları adı da verilen Tanrı dağlarına hiç görmediği halde özlem duyan  hasret çeken Anadolu Türklerinin bu duygusu ancak böyle anlaşılabilir.
          Tanrı Dağı Tarihte adı geçen, geçmeyen unutulmuş büyük kahramanlara ait destanların yazıldığı yerlerdir. Böylesine büyük kahramanlıkların yaşandığı bu coğrafyaya şimdi hüzünlü bir bakış sergilememizde sanırım bizlerin de hataları olsa gerek. Tanrı dağının en tepesine ulu hakanının ismini verenler, bugün bu topraklar da Turan’a ulaşamadığı için boynu bükük bir ifade ile mazide yaşadığı o haşmetli günlerini arıyor. Kağan Tanrı tepesi ( Khan tengri ) kutsal Tanrı dağının zirvesinden, Türk’ün silik mazisine hüzünle bakıyor.
          Tanrı dağları’nın tepelerinde kar, eteklerinde her rengin kuşağını içinde barındıran yeşillik vardır. Ormanlarla kaplı Tanrı dağı’nın çoğunluğunu çam, ardıç,şimşir gibi ağaçların kaplar. İşte bu ağaç ve bitki kokularının büyüsü Tanrı dağına ayrı bir güzellik ve haşmet verir. Kendisi birer efsane olan Türkler Tanrı dağını kutsal bilmiş, ne Tanrı dağının altında nede üstünde "altın" olmadığı halde bazen "altın dağları" demiş, içinden çıkan nice kahramanlarına yuva olan bu tepelere ağıtlar yakmıştır.
          Dağları yaşamlarıyla ilişkilendiren Türkler dağların ulaşılamaz devasa haşmetinden etkilenmiş ve nice efsanelerine taşımışlardır. Türklerin ilk medeniyetini Tanrı dağları etrafında kurduklarını söyleyen birçok kaynak vardır. Eski Türk kültüründe büyük bir dağa sahip olmayan medeniyetlerin yok olacağı inancı hâkimdi. Asya’nın geniş alanlarına dağılmış Türk budunları efsaneleştirdiği Tanrı dağına daima kutsal gözle bakmış, tarihten gelen gücünü ve kudretini neredeyse Tanrı dağından almıştır. Bu gün Oğuz soyunun sahibi olan Anadolu Türklerinin Tanrı dağına ilgisini anlayabilmek için, önce Türk gibi düşünmek zarureti vardır.

          Kaldı ki daha dün gerçekleşmiş gibi anlatacağınız ve adına "geçmiş" yakıştırması yapacağınız Türk tarihi 10 bin yıllık bir gelenekten gelirse, bu köklü kültürün dünya medeniyetindeki önemini anlamış ve sahiplenmiş oluruz. Dünyanın neresinde olursa olsun "Yesi" de "Çimkent" de Uluğ Türkistan da bir gün yaşamak, bir Türk için ne güzel kavuşmadır. Ve hasretin dinmesi anlamını taşır. Aslında nerede olursak olalım hepimizin sılası öz vatanı değimlidir Tanrı Dağı.
          Bugün biz Türklerin içinde bulunduğu en büyük sıkıntı, hiç şüphesiz tarihine küsmüş, geçmişine düşman bir vurdumduymazlıkla mazisine kayıtsız kalmasıdır. Biz yüreklerinde bu büyük Mefkûreyi yaşatanlar ve ecdadına sahip çıkarak yüceltenler olarak Tanrı Dağlarının o sisli tepelerine hala özlem ile bakıyoruz. Khan Tengri nin heyecanını, yaşanan kahramanlık hikâyelerini içimizde sımsıcak tutuyoruz. Dağlar acılı insanların meramını sinesinde saklar. Sisli puslu dağlar bilinmez manevi bir güç verir adeta, dağları ardına alanlara.
         Tanrı dağları ne kadar uzak olsa da, Türk’ün içinde beslediği o büyük mefkûre onları canlı ve diri tutmaya yetecektir. Tanrı dağları bir dilektir. Türkünşerefli mazisinin devasa ispatıdır. Doğu Türkistan’ın gelecekte bağımsızlığına da şahit olacak, geçmişten bugüne uzayan Türk’ün hürriyet ateşinin yakılacağı mekânın adıdır.
         Şimdi titreyip kendimize gelme zamanı, daha ne kadar zaman tanrı Dağının boynunu bükük bırakacağız.Şimdi ayağa kalkma zamanı. Yıllarca bu coğrafyaya hükmetmiş kahramanlıkları tüm dünyaca bilinen atalarımız;  Hanlar hanı Oğuz Han, Yoktan bir millet, bir devlet kuran Tiğin Mete, Savaşların ustası Cengiz Han, Dönemin en bilgilisi, Bilge kağan, Avrupa’yı titreten Atilla, Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş Fatih Sultan Mehmet Han, Türkler bitti derken yeniden dünyanın sahnesine çıkaran Mustafa Kemal ve diğer sayamadığımız sayısız Türk büyüğünün uğraşlarını, çabaların boşa mı çıkaracağız. Herbirimiz bir Türk Milliyetçisi ve Turan sevdalısı olarak şaha kalkmanın zamanı geldi. Bozkırlarda başıboş gezen bozkurtların bir araya gelme ve Tanrı Dağına yürüme vaktidir vakit. Herkesin uyuduğu yerde uyanık kalmak, herkesin uyanık olduğu yerde gözümüzü dört açmak gerek. Sözlerime bir kardeşimizin şiiri ile son veriyorum.
TURAN YOLU
          Bir ülküye sevdalandım. adı kızıl elmaydı.Türklükle gururlandım sevdam yalnız onaydıTuran, Turan diye sayıkladım yıllardır.Türk birliği rüyamız, nolur gerçek olaydı.
Bu zavallı yüreğim Turan'ı görmek isterYüce Rabbim ne olur bize Turan'ı göster
Başbuğum mezarında acep rahat uyur mu?Türk milleti uyurda acep düşman uyur mu?
Yıllarca verdiğimiz savaş Turan değilmi
Dağlar uyur su uyur Türk milleti uyurmu?Bu zavallı yüreğim Turan'ı görmek isterYüce Rabbim ne olur bize Turan'ı göster

Vakit uyanma vakti, uyuma ülküdaşımZulüm görüyor zulüm, hemide öz gardaşım
Tanrı Dağından gelen bu çığğa kulak ver.
Ötükende, Yeside, Turan’da buluşalım.
Bu zavallı yüreğim Turan'ı görmek ister
Yüce Rabbim ne olur bize Turan'ı göster


25.01.2011           Özdemir Karabağ